1. YAZARLAR

  2. H. Basri CANCA

  3. İran - ABD İsrail savaşı
H. Basri CANCA

H. Basri CANCA

Yazarın Tüm Yazıları >

İran - ABD İsrail savaşı

A+A-

Savaş başladığından beri yazmayı düşünüp de ertelediğim bu yazıya bugün bile öteleyip uzatacaktım ki, şehir merkezinde olan evimden çıkar çıkmaz antikacılardan bir fotoğraf makinesi alıp üçlü ayağına taktıktan sonra deneme yaparak meydana doğru yürüyünce işler değişti.
Birkaç kişilik üniversite öğrencileri ilk anda beni röportaj yapan Televizyon ekiplerinden sanmış olmalılar ki meraktan yanıma yanaştılar. Ben daha henüz bir şey söylemeden yanımdaki arkadaşım kulağındaki kulaklığı çıkarıp mikrofon gibi tutarak, savaşın anlaşma ile sonuçlandığı söyleniyor ne dersiniz? Sorusuyla sanki röportaj yapıyormuş gibi yapınca içlerinden biri başladı anlatmaya. 
Ben durumu anlatayım derken diğer arkadaşları başladı gülmeye. Kendisi de durumu anlayınca iş, antikacıdan alınan basit eski bir fotoğraf makinesinden geniş ve kapsamlı bir muhabbete dönüştü.
İlk söze giren düzgün kıyafetli, emekli okul müdürü olduğunu söyleyen biri, İran mı diyerek başladı konuşmaya. Etiketi ve ünvanına uygun bir kavram duyana kadar devam eden nezaketle dinleme eylemi, çakma aklın temelsiz, sığ ve dayanılmaz yavanlığına dönüşünce iş, dayanamamanın protestosuna dönüştü. Dinleyeni kalmayan adam toplama kavramlarla konuşmasına estetik katmak istese de gençler nezaketsizliğe düşmeden aradan sıyrılmayı başardılar. Ve birkaç adım geriye çekilerek kendi aralarında, dinleme erdeminin büyüleyici özellikleriyle başlattıkları muhabbete ben de dikkatle gözlemlemeyle katılmış oldum.    
Çoğunluğu Türk dünyasından, Afrika ve genelde Müslüman ülkelerden gelen öğrencilerden oluşan kalabalık zamanla etraftan katılımla bayağı kalabalıklaştı. Mevzu köklü ve derin konuların etkili biçim alınca kalabalık daha da çoğaldı. 
İçlerinde en gencinin yeni dünya düzeniyle ilgili konuşmaları hepimizi etkilemişti. Sözünü bitirir bitirmez, onun en yakınındaki yaşça biraz daha önde gözüken genç, size ilginizi çekecek bir şey de ben söyleyeyim mi diyerek söze girince herkes ona döndü. 
İran cumhurbaşkanı İbrahim reisi, dışişleri bakanı ve Tebriz Valisi’nin bindirildiği 50 yıllık eski bir Amerikan helikopterine bindirilerek öldürülmelerinin arkasında, İsrail ABD ve İran savaşıyla ilgili çok ciddi bir ilişki var dedi. 
Lakin sözlerini tam bitiremeden konuşma arasına girme yarışı kendini gösterdiğinde, nefes alma suskunluğunda sözü havada kaparcasına bir hemşerimiz devreye girdi. 
Her ne kadar savaşın önemli cephesi İran gösterilse de küreselcilerin asıl hedefinde Türkiye var, yani biz varız diyerek araya girdi. Neden mi diyerek kendi sorusunu cevaplayarak; çünkü her ne kadar Müslümanlığımız mı kaldı diyenleriniz olsa da biz Müslüman bir millet olarak her daim evrensel ilkelere dayalı, inançlı imanlı ve vicdanı bir sistemin yanında oluyoruz da ondan. Bizim bu tutumumuz dünyayı kan ve gözyaşına boğan Satanist zihniyetin işine gelmediği için, koskoca İslam alemi kurulacak yeni dünya düzeni sisteminin dışında tutulmaya çalışılıyor. Çünkü Sünni Müslüman Türk milleti yeni kurmak istedikleri vicdanı olmayan yeni dünya düzeninde daha büyük vicdansızlık yapabilmenin önündeki en büyük engel olarak temsil ediyor da ondan. Bu sözleri cılız da olsa alkışlanınca çekingen konuşma tarzı, özgüvenli bir duruşa döndü.
Cılız da olsa alkışlar biter bitmez yandan genç bir bayan, bu söyleminiz İran’ın Türklük sentezinize uymadığı anlamını öne çıkarmıyor mu? Dediğinde; benim sentezimin ne olduğunu bilecek kadar bir yakınlığımız mı var hanımefendi. Nereden çıkardınız böyle bir sentezi? Gençliği Dualite’nin her iki ucuna iten elleri biliyorsunuz. GDO’lu ruhsuz içi boş fikirlerle gençliğin nasıl kutuplaştırıldığını biliyorsunuz. Ama ırkçılık pompalayıp asıl muhafaza edilmesi gereken toplumun ruhu olan Din konusunu örtmek ırkçılığın kullanıldığını bilmiyorsanız bir şey diyemem. Ama kimin hangi akla hizmet ettiğini biliyor da sistemin ürettiği insan tipini tanımamaktan gelerek müdahale ediyorsanız bu düşündürücü. 
Orta yaşlı olgun bir beyefendi, arkadaşlar şu güzel ortamı germeye ve kutuplaştırmaya gerek yok. İyi niyetli olsa bile yanlış sorularla ortamın gerilmesi bu güzel sohbetin insicamını bozarsa yazık olur. Biz millet olarak kutuplaştığımız dönemlerde hep kaybeden olduk. Ne zaman ki herkesi olduğu gibi kabul etme erdemini geliştirmeyi başladık o zaman bu tür kutuplaşmaları anlamsız kılıp birlik sağladık. Müsaade ederseniz insanlığın ruhuna kast eden benliğinde uzaklaştıran ruhsuzlaşarak çürümesinin temelinde milliyetçilik adıyla başlatılan ırkçılık olduğunu söyleyerek başlayayım. 
Fransız ihtilaline kadar dünyanın hiçbir coğrafyasında ne ırkçılık vardı ne de ırka dayalı bir devlet vardı. Roma ırka dayalı bir imparatorluk mu idi. Avusturya Macaristan, Selçuklu, Osmanlı ve daha saymadığım birçokları. Fransız ihtilaline kadar ırka dayalı devlet oluşumu yoktu. Bu durum, Fransız ihtilali ile başladı. (Daha doğrusu Fransa’nın ele geçirilmesi ile) Fransız ihtilalinin kendisi de dahil, birilerinin imparatorlukları ulus devlet kurma planıydı. Mevcut lobileriyle ulus devletlerin her birinin yönetimine sızıp zamanla dünyayı ele geçirme planı idi. Ve bunun başarılamadığını kimse iddia edemez.  
Tabi ki, dünyayı bir örümcek ağı gibi sarıp sarmalayan toplumların her kesiminde zihinsel bir algı oluşturan elitist bir azınlık olmadığını da kimse iddia edemez. Dünyayı zihinsel olarak ele geçiren böyle bir elit, eğitimi de tek elden kontrol ederek dünya kamuoyunun bilincini de ele geçirmiş durumdadır. Ele geçirdiği zihinlere kendi elinin karakterini kodlayınca duygu, düşünce ve eylemleri de kontrol altına alarak daha da etkin bir hal almıştır. Bilgi ve bilmeye ait ne varsa ele geçiren bu nitelikli etkin azınlık, kime hangi bilginin ne kadarını ne zaman vereceklerine de kendileri karar vermektedir. Melekten haber çalan Şeytan gibi, kurdukları gizli cemiyetlerle örgütledikleri kişilerle sırlarını sızdırmayacak biçimde organizedirler. Nicelikten çok yetiştirdikleri az ama nitelikli kişilerle büyük kitleleri yönlendirebilme yeteneğine sahiptirler. Kurdukları ulus devletlerin tamamında, lobilerinin etkisiyle her konuda, en önde görünerek herkesi etkileyecek biçimde tanımlanabiliyorlar. 
Sözünü tam bitirmeden yaşlı bir Amca’nın şakamsı bir tavırla İran ve ABD -İsrail savaş konusunu nerelere taşıdın be kardeşim yola gel yola dediğinde arka taraftaki yaşlı bir kadın; Ağır vebal ’in içgüdüsel tezahürünü yaşıyor İran dedi. 
Ağır vebal ’in içgüdüsel tezahürü da ne demek Türkçe konuşunda biz de anlayalım hanımefendi gibi sözler yükselince; İran Müslüman ülke olarak tanımlanıyor ama İsrail’den daha fazla, en fazla müsüman katleden ülke değil mi. Temel kaidelerde farklılık olmayan dini konularda binlerce yıl önceki siyasi yaklaşımı en çirkef biçimde neslinin kafasına çakan sistem dediğinden farklı mı? Sistem ele geçirilmiş olmasa İran TV’lerinde halkın dinleme mecburiyetinde kaldığı hakaretlerin İslam dini ile ne alakası var.    
Bunlar, ele geçirdikleri asimetrik gücü teknolojinin sağladığı imkanlarla birleştirerek insanlığın geleceğini ipotek altına almak için sayısız planlar üretirler. Güçlü lobi imkanları sayesinde devlet ve millet dahil dünyada içine sızamayacakları hiçbir organizasyon yoktur. Bilgi ve bilmenin her türünü ele geçirip kime hangi bilginin ne kadarını ne zaman nasıl vereceklerini de çok iyi bildikleri için bilimde, sanatta, felsefede, din ’de ve politika gibi devleti ve milleti ayakta tutan temel sütunlar bunların elinde ve kontrolündedir. Örgütlü ve organize oldukları için istedikleri zaman istedikleri yerde istedikleri algıyı oluşturabilirler. Öncelikle bunların bilinmesini istedim ki, bu konular bilinmeden dünyanın bütün coğrafyalarında devletlerin içine sızma biçimleri anlaşılabilsin. 
Çocuk yaşta genç biri, amca sende çok üzün girdin ama anlattıkların da hoşuma gitmedi değil, bari anlatmak istediği ırkçılıkla ilgili konuyu anlat da kafamızdaki soru işaretlerini kaldıralım dedi.
     
İran’ın da tabanının Türk olduğunu kastediyor olabilirsiniz. Lakin bu olay etnik olmanın çok daha ötesinde bir olaydır. Kim ne derse desin, çakma aklın fanatik milletleri belirleyen temel kriter ırkı değil, dinidir. Din temelli belirleyiciliğin dile getirilmemesi için ırk temelli yaklaşımla dini olan temel kriterin üzeri örtülmektedir. Bu söylemimize yüzeysel, sığ ve çakma aklın sorgulamayan karakteriyle karşıymış gibi davrananlar olabilir. Dünyaya yön veren fikirler üretenlerden biri olan CIA üst düzey ajanı Fuller; Dünya düzeninin önündeki tek engel Türki’yedir diyor. CIA Direktörü Graham Fuller:” İslamsız dünya” adında yazdığı bir kitap ta da “ABD’nin dünya hakimiyeti önündeki tek engel, Sünni Müslümanlardır diyor. Aynı Fuller, Vehhabilerle ortak çalışıyoruz, Şiileri kullanıyoruz. Sünni iktidarın yıkılması, Sünniliğin kalesi olan Türkiye’nin yıkılmasıyla mümkündür diyor. ABD başkanı Tramp’ın, Vehhabizim olmasa idi İsrail yok olurdu sözü, konuyu gerçek anlamının seviyesine getirebilmek için yeterli değil mi?
Bir başkası, İran’daki savaş aslında Amerika ile Çin’in savaşıdır. ABD yapay zekâ konusunda çok geri. Çin özellikle yapay zekâ konusunda aldı başını gidiyor. 
Bir başkası ise; evet söyledikleriniz hepsi dikkate alınması gereken konulardır. Lakin en fazla ciddiye alınması gereken, milletlerin ruhuna dokunan ve dinsel temelli kökten etkili olan Fuller ’in söylemleridir. Bu durum aslında devlet veya milletlerin iradeleri nasıl teslim alındığı konusunda önemle düşünülmesi gereken konulardır. 
Çünkü bu söylemin içinde söylenmeyen Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki daha gizemli kadim planlar da vardır. Irkçı ve inananlarının sayısı düşük olan Yahudiliğin diğer dinlerin içine sızmasıyla o dinlerin en temel bilgilerini ele geçirerek o dine ait üniversiteler kurup yetiştirdiği ajan alimlerle yönetmesi var. Mesela Hıristiyanlıktaki Protestanlığın kurulmasıyla Müslümanlardaki Şialık aynı merkezli. İçine sızılarak ele geçirilen diğer dinlerde de aynı Protestan karakteri görmenin nedeni budur. Dikkat edin, İran halkı devletin televizyon kanallarında (Kanal Nasım)neleri dinlemek zorunda kalıyor. Ağza alınmayacak sözlerle hakareti küfrü ve lanetleri sanatsal etkinliklerle birlikte sunarak taze beyinlerde nefret algısı oluşturmalarına dikkat edin. Böyle bir algının ne olduğunu kendi içimizde yaşanan İslam’a saldırı biçimlerine benzemiyor mu?  
Hemen yan taraftan, işi dini temele bağlaman saçma diyene döner ve sessizce yüzüne bakarken bir bayan, lütfen beyefendi, yönlendirilmiş sığ görüşlerle sözünüzün kesilmesine izin vermeyin der ve dinlerin ele geçirilme konusunda daha çok şeyler söylemiş olsaydınız keşke diye ilave eder. 
 
Araya Kendini Yemenli olarak tanıtan genç girerek; aslında tek bir nedenle açıklamak olacağını sanmıyorum. Şiilik ve Suubiye’nin İslam’ın içine sızma konusu önemli değil mi? Suubiye teşkilatı bu sizin anlattıklarınızı destekleyeceğini sanıyorum der. 
Suubiye teşkilatının ne olduğunu sorduklarında, evet hem de bilinmesi gerekenlerin içinde ön sıralardan biri diyerek başladı anlatmaya; Peygamberimizin doğum sıralarında İran Kısra’sının orduları Yemen’de idi. Dolayısı ile Yemen’de İran’ın bir vilayeti idi. İslam imparatorluğunun hemen hemen tüm fitnelerinin ateşleyicileri ya İran Irak’ından geldiler ya da Yemen’den geldiler. Yani, doğrudan doğruya Suubiye teşkilatıyla ilişkiliydiler. Hariciler oradan çıktı. Murci’e oradan çıktı. Ondan evvel İslam’ın içinde Batıni, yoldan ayrılma hareketi olarak sızmış olan Abdullah İbn-i sebe bir Yahudi olarak Yemenli ama Iranla ilintili ayrılıkçı baş hareketi idi. Sebeiyye diye İslam’ın parçalanmasında batınileşmenin de Galat-ı Şia’nın oluşmasında çok etkin rol oynadı Suubiye. 
Bir diğer genç birkaç kişiyi kenara iterek mikrofona yönelir ve İran’ın Şii görünümlü Yahudileri Yani CEDİDİER’in bu savaşla bir ilişkileri yok mu.? Bu gibi bilgilerden uzak kalmak konuyu yavan kılmaz mı? Dediğinde Cedidiler’ in kim olduğu sorusu gelince o da başladı anlatmaya; tarihsel arka plana kısaca bakacak olursak MÖ 722 de İsrail Krallığı Asurlulara yenilince, bölgedeki Yahudilerin bir kısmı Fars topraklarına sürgün edildi.
Bu sürgün Pers Kralı Kiros’un Yahudileri serbest bırakmasına kadar devam etti. Kudüs’e dönmeyenler ise farklı bölge ve Pers coğrafyasının farklı eyaletlerine yayıldı. Öyle ki Sasani’lerin ilk dönemlerinde nüfuslarının yarım milyona yaklaştığı bile söyleniyor.
Özellikle beşinci yy. dan itibaren Mecusilerle ilişkileri gergindi; Yahudiler” Fesadın” kaynağı olarak görülüyordu. Fetihlerden sonra zimmi statüsüyle Hıristiyanlarla benzer bir konuma geçtiler. Uzun süre ciddi bir kriz, Mesihlik ve peygamberlik dışında yaşanmadı.  Asıl kırılma ise çok daha geç bir tarihte Kaçarlar döneminde geldi.1839’da Meşhed’de saldırıya uğrayan Yahudiler, baskı altında Müslüman olduklarını ilan etti; ama bir kısım Yahudi, inancını gizlice sürdürdü. İşte bu gurup Yahudi’ye “CEDİDÜL İSLAM” Ya da kısaca CEDİDİLER; dendi. Dışarıdan bakınca Şii, içerden ise, İran tarihinin en ilginç cemaat hikayelerinden biri. Bizdeki Sebetaist’lere gibi mi diyen kişiye baktı ama cevap vermeden devam etti. Bunlar da diğerleri gibi farklı gözüken ama karakter olarak benzer özellikler gösterirler. Her coğrafya da her kültüre ait siyasi sosyal ve kültürel sistemlerin içinde vardırlar. Hem de bir birilerine yabancıymış gibi ama arka planda birlik içinde ve özel iletişim avantajıyla vardırlar. Bu hikayeleri bilinmeden, dünyanın her coğrafya ve yönetimlerine sızıldığı bilinmeden direk şudur diye net ifadeler kullanabilmek zor diyerek sözünü tamamladı.
Günümüz dünyasında görülen haksızlığın, hukuksuzluğun ve şımarıkça kural tanımazlığın arkasında görünmez güçleri tanımak için bu karakterin tanınması gerekir.
Karadenizli olduklarını söyleyen kız ve erkek çift, bir birilerine bakarak, aynı bizdeki Sebetaist’lere benziyor deyince yandan biri laf atar gibi; onlar ırkçı olur sesi yükseldi. Herkes yükselen sesin tarafına döndü. Fakat gençlerden bayan olanı, lütfen genelleme yaparak konuyu düşük bilinç seviyesine indirgemeyin arkadaşlar dedi. Ve evet söz konusu olan bu kesimde ırksal bir tutumla bir arka plan var. Daha çok dini alanda kullandıkları kadim dilleriyle örgütlenip siyasi, ticari, sanatsal yönleriyle organize olup dünya çapında etkin oldukları bilinse de gerçek anlamıyla ifade edilemeyen her alanda etkin bir Lobi oluşturdukları belli. Lakin kast edilen kesimi direk ırksal nedenlerle aynı zihinsel karaktere sahip olarak genelleme yapmak, onlar gibi olmayanlara haksızlık olur ve vebale girilmiş olur. Hakikat ve yanılsama mücadelesinde bir ırkın tamamını yanılsamaya ait olduğunu iddia etmek akılsızlığın çok daha üstünde bir durumu gösterir. 
Evet, zaman, hakikat ve yanılsama mücadelesinde imkanların tümü yanılsamanın elinde olduğu bir dönem yaşanıyor bu doğru. 
Evet, kapitalizm ne kadar Protestan ruhuna aitse, ikisinin birleşimi olan materyalizmde o kadar vicdanı olmayan satanizme ait olduğu bilinse de sistem olarak karşı olanların bile içinde olmadıklarını kim söyleyebilir.
Sistem, ruhunu şeytana satanların sistemidir diye sisteme dahil olmayan kim var. Bu şeytani sistemle besleyip obezleşenler, obezleştikce egoların şişmesi, egolar şiştikçe vicdanların kararması çoğalıyor diye herkesi aynı kefeye koymak doğru olur mu? 
Sözünü bitirir bitirmez kalabalığın içinden geçen biri eliyle bozkurt işareti yaparak, İran’ın tabanı Türk’tür. İran Farsça konuşan, Şia propagandası ile dini konuda sistemli bir algı kalıbı oluşturulmuş bir Türk devletidir diyerek kalabalığın içinden geçti. Ama tipiyle doğulu ve düzgün aksanı ile İstanbul şivesiyle konuşan orta yaşlı bir beyefendi ona uzaklaşmadan cevap verince durdu. Ve dikkatle konuşan adamı dinlemeye başladı.
Evet İran zamanın en büyük İslam alimlerini de yetiştirmiş olan bir millettir. Yetişen büyük alimlerin nesebi farklı olsa bile hiçbiri Şia değildi. Şia olmadığı dönemlerde Türk hanedanlığında haçlı saldırılarına karşı en ciddi kahramanlıkları olan bir millettir. Lakin, diğer Müslüman ülkelerde olduğu gibi içine Truva atı girdikten sonra haçlı saldırıları fiziki durumdan duygusal ve zihinsel boyuta ulaştı. Yani, İslam alemi zihinsel olarak ele geçirildi. Ve zihinleri ele geçirenler ele geçirdikleri zihinlere kendi ellerinin karakterini kodladılar dedi. 
  
Diğer bazı İslam ülkelerinde olduğu gibi ülkenin yöneticileri ile halkı arasında ideolojik bir farklılık olduğu görülebilir. Daha derin bir bakış ile milletin siyasi karakter arasındaki zıtlık da görülebilir dedi... Ve İran’ın İs il konusunu zaman zaman görülen gizli iş birliği de görülebilir diyerek Piyasada kendini İran uzmanı sayanlardan daha fazla İran konusuna da vakıf olduğumu söyleyerek mütevazılık yapmayacağım dedi.
1-
Bu lobi dünyada bütün sistemlerin içine sızmış da İran’a sızamadığını söylenebilir mi? İran’da görünmez güç önce Pelegrini köklü Şah’ ın sızdırılması başlayan sistemi ele geçirme işi yüz yıl sonra dini kisve ile Humeyni’nin getirilmesiyle dini görünümlü otoritenin de değişerek devam ettiriliyor. Türkiye’deki Laiklikle, Rusya’daki Komünizmle ve etkiliyle Çok uzun yıllardır İran da derin bir güç savaşı var. Devrim muhafızları sistemi korumak içindi ama her şeyi ele geçirince ekonomi siyaset vs. hâkim olmadığı hiçbir şey kalmadı. 
Bu savaşla İran da uzlaşmacılar ve ılımlıların tamamı bertaraf edilerek Amerika ve İs. İlin sayesinde İran rejimi tıpkı 79’daki devrimle geldiği gücünden daha etkin bir noktaya geldi. 
Bir ay önce arada kaynayan bir bilgi vardı Tramp tarafından ifade edilen. Tabi bu bilginin kesinliğine dair hiçbir şey yok, İftira olma ihtimali de olsa İran’da dönen her türlü gayri ahlaki fırıldağın farkında olan en iyi iki devletten birisi Amerika ve diğeri itrai dir. 
Ve Tramp Müçteba Hamaney hakkında SIAE (üç Harfli) kaynakları tarafından eşcinsel olduğu bilgisi gündeme düşmeden ortadan kayboldu. Tabi böyle olması demek dış güçlerin şantajına girebilmesi demektir ki bu da o görünmez lobi sayesinde sistemin tepesine sızıldığı anlamı çıkar. 
Muhtemelen arkada algoritmalar böyle bir bilgiyi görünmez hale getirdi. 
Bugün Hürmüz boğazı üzerinden ve 40 günlük savaş tiyatrosu üzerinden dünyayı bilindiği kadarıyla minimum 14 trilyon zarara sokan böyle bir kaos planının tıpkı 2008’de Lehman Brothers sahte batışıyla tüm dünyada domino etkisi yaptırılarak özellikle Rothshild Yahudi inin tüm varlığını Çin’e taşıdığını hepimiz biliyoruz.
Şimdi İt a lin Çin lehine aynı birlikteliği koruyan bu yapı 2008 krizi benzeri bir ekonomik krizle dünya eko Ortadoğu’daki şu savaş sadece inanç kavgası gibi gösterilip inanç üzerine inşa edilmiş olsa da bu küresel Kaos ’un arkasında otuz sekiz trilyon dolarlık devasa bir Amerikan iflasını gizleyen kanlı bir perde de var..
ABD 38 trilyon doları aşan bir borç batağında can çekişiyor. Bu rakam ABD hükümeti için savunmak sosyal harcamaları için dünyaya olan kamu borcu. Artık mesele liderlik değil, hayatta kalma mücadelesi. Ve bu ölüm kalım mücadelesinin faturasını bugün tüm dünyaya ödetmeye çalışıyor. 
Bir devlet düşünün, kazandığından fazlasını harcıyor. Karşılıksız para basıyor. Ve o kağıt parçalarının değerini korumak için dünyayı ateşe veriyor.
1945’te kurulan Amerikan düzeni artık bir yağma sistemine dönüşmüş durumda. Amerika kendi içindeki ekonomik çürümeyi maskelemek için başkalarının altın rezervine, petrolüne ve emeğine el koyuyor.
İtrl ABD’nin bölgedeki en stratejik karakolu, Enerji koridorlarının bekçisi. Gazze’den Lübnan’a uzanan bu hat, Doların küresel hakimiyetini zorla ayakta tutma operasyonu. 
Petrolün kontrolü elden gittiği an Washington’daki matbaanın bastığı dolarlar birer kağıt parçasına dönüşür. Venezuela’nın altınlarına neden çöküldü? Afganistan’ın parası neden donduruldu. Cevap basit; Sistem sıkıştığında Amerika özgürlük maskesini indirip açıkça gasp yoluna gider.
Bu gün Ortadoğu’da izlediğimiz Kaos aslında Amerikan finans sisteminin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak için kurgulanan bir yıkım mekanizması.
Ancak bu zorbalık devri kapanıyor. Rusya, Çin ve küresel güney, doların boyundurluğundan çıkmak için kendi yollarını inşa ediyor. Kendi ödeme sistemlerini kuruyor. Altın stokluyor ve yerel paralarla ticaret yapıyorlar.
Doların silah olarak kullanılması ironik bir şekilde doların sonunu getiriyor. Amerika bu gün dünyaya sadece kriz ve enflasyon ihraç ediyor. İmparatorlar bir günde yıkılmaz, parça parça yer değiştirir. 
Peki, sizce gerçekten çöken bir sistem mi izliyoruz, yoksa dünyanın gözü önünde kurulan yeni bir düzen mi? 
BAAL ve ŞEYTAN
Allah’a meydan okuyan ve insanların kendisine tapmasını sağlayan bir şeytan. Onları öyle sapkınlığa ulaştırdı ki, çocuklarını kurban olarak ona sunar hale geldiler. Peki Şeytan Baal bu gün hala var mı? Epstein adasındaki çocuklarla ilişkisi var mı.? Ve neden savaşa bir kız çocuk okulunu hedef alarak başladılar.? Bu okul onlara zafer vaat eden Baal’e bir kurban mıydı? Allah ayetinde şöyle buyurdu; Şeytan onlara vaad eder ve onları boş umutlarla oyalar. Oysa şeytanın onlara vaadi aldatmadan başka bir şey değildir. 
Baal kimdir? Tarihsel olarak “Molek” denilen karanlık bir yüzle ilişkilendirilmiştir. Bu şeytan elit kesimlerdeki kullarını, zafer kazanmaları karşılığında en değerli varlıklarını istiyordu.
O çocukları istiyor. Çünkü çocuk mutlak saflığı temsil eder ve bu saflığın acı içinde çalınması, onlara şeytani gücün kapılarını açar. Baal, sadece taştan bir put mu? İmkânsız! Peygamberimiz(sav) Uzza putu kıssası aksini kanıtlıyor.
Put sadece bir kabuk ve kılıftır. Asıl güç, karanlık elitlerin kulağına fısıldayan canlı bir şeytani varlıktır. Bana çocuk kanı verin, size dünyanın krallığını vereyim. Bu durum, varlıklarını sürdürebilmek için toplu bir kan kurbanı olamaz mı? 
Epstein adası sadece bir fuhuş kulübü mü? Yoksa çocukları kaçırıp dünya liderlerini Baal ile kanlı bir ahde bağladığı modern bir kurban yeri mi?
Şeytan bu kurbanlar karşılığında onlara zafer ve güç vaad etti. Aslında kan üzerine kurulu düzenleri sonu Hamaney ve Epstein
Hamaney’in öldürülmesinin arkasındaki neden, Epstein hakkında dünyadaki herkesten daha çok şey bilmesi olabilir mi? 
Mayıs 2024’te Twıtter den şunları yazdı: Eski ABD başkanı Jimmy Carter,” kadınlar, din, şiddet ve iktidar” kitabında, her yıl Afrika ve Latin Amerika’dan100 000 (yüz bin) kızın bin dolara köle olarak satıldığını söylüyor. İran’ın Siyonizm’le ilgili teraziye koyun İran alçaklıkta Yahudi’yi tartar, daha alçak gavurdur. 
İran bu coğrafya da iki şey hedefledi. Ve bunlarda da başarılı oldu.  Birinci hedefi; Suriye’de, Lübnan da ve Irak’ta Sünni kesimi yok etmek. 
İkinci hedefi; Suriye Lübnan ve Iraktaki azınlıkları (Şii, Nusayri, Hıristiyan, Dürzi vb. Gibileri istedikleri gibi kullanmak.
İran bu ikisinde de başarılı odu.
Sonucu, Kürtler ve başkaları gibi mi? Aleviler(Nusayriler)ve Hristiyanların büyük çoğunluğu, Hıristiyanlardan çoğu Eymen Avni’nin liderliğinde,2005’den ve özellikle Hizbullah’la ittifak kurduktan sonra Sünnilerden, Şiilerle beraber ittifak kurdular. Evet, azınlıklar (Hıristiyanlar, Aleviler, Şii’ler ve Dürziler) ittifak kurarak masa altında Yahudilerle de iş birliği yaparak Sünnilere karşı çalıştılar. 

Lübnanlı Hıristiyan Milletvekili Faris Anton. 
Ehl-i Sünnete karşı diğer dinlerle nasıl koalisyon kurduğunu ve daha da ileri giderek Şii, Alevi (Nusayri) Hıristiyan ve Dürzi koalisyonunun Sünnilere karşı Yahudilerle masa altında beraber çalıştığını itiraf Gazze ve İran
Şu anda Gazze, İran ve Şia’ya devrediliyor. İsrait ‘in bölgede muadili bunlar olacak. Belli bir dönem İtrait i denediler olamadı, olmuyor. Onlara fayda değil, bir sürü problem getiriyor. Her seferinde de gelin beni kurtarın diyor. Sonunda da kurtarmak mecburiyetinde kalıyorlar. Bunun üzerine Batı, siyasetini değiştirdi. Çünkü gördüler ki Şii dini zaten İslam’a düşmanlık üzerine kurulmuş. Tarihe bakın, sürekli ve sadece ümmet düşmanlarıyla müttefik olmuşlar. Rusya’yı Suriye’ye getirip beraber savaşmaları yeni bir şey değil. Tarih boyunca böyleydiler. Ama suç ümmetimizde, her şeyi unutur, hemen affeder. Bunlar, bir iki Kur’an paylaşıp, bir iki ayet okusunlar, bizimkiler hemen” Bunlar da Müslüman” demeye başlarlar. Artık insanlara bunları anlatmak lazım. 
Bu putperest bir akide. Batı bunu anladı. Şia’yı çalışıp anlamış biri olarak eskiden beri hep böyle diyordum. ”Ey ahmak Batı, senin esas müttefikin Yahudiler değil Şiilerdir, anlamıyor musun? Sonradan gördüm ki anıyorlarmış, anlıyorlarmış da kendilerini bize anlamıyorlarmış gibi gösteriyorlarmış. Esas müttefiklerinin onlar olduğunu çoktan anlamışlar. 
O yüzden düşmanlık perdesi altında ne lazımsa vermişler, her türlü ardımı etmişler. Sonunda ne olduğunu görüyorsunuz. Onlarla beraber savaşıp havadan koruyan haçlı kuvvetleri değil mi?
Ve hikâyenin sonunda şaşıran biz olduk. Meğerse Batı aptal değilmiş. Biz de şaşırıyorduk Batı, neden anlamıyor ki, esas müttefikleri bunlar diye. Ümmet düşmanlığı bunlarda. Akide zaten bütün dünyayı gez, nefret üzerine kurulu böyle bir akide yok. Senin mukaddesatına, kahramanlarına hakaret eden bunlar değil mi? Esas tehlikeleri de İslam listesine girmiş olmalarında, hayır hakikatleri gösterilip bu irtibat koparılmalı.
Bir başka neden de var
İran, ABD-İtarit savaşının Rusya ile Ukrayna savaşıyla da ilişkisi vardır. ABD ve Siyonizm (Siyonizm’in işgalindeki ABD) Nasıl ki Ukrayna ile Rusya savaşını çıkardı, aynı şekilde ABD - İtrail ve İran arasındaki savaşı da çıkardı. 
Bu savaşlarda Demografik yapıda ciddi değişiklikler meydana getireceği kaçınılmaz. Çünkü arka planında Ukrayna’nın Yahudiler tarafından ele geçirilme planı var.
Daha önce Japonya yükselişe geçtiğinde enerji kaynaklarını kesen ABD şimdi, Çin’in yükselişini durdurmak için onun sanayisini besleyen enerji yollarını kesmek istiyor. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yeni dezenformasyon yasası ve kişisel verilerin korunması kanununa göre; kişilik haklarına yönelik her türlü yayın suç teşkil ettiğinden, kurallara aykırı yorumlar onaylanmamaktadır. Lütfen bir aşağıdaki facebook yorumları bölümünü kullanınız